

Obama'nın İstanbul'a geldiği gün saat 18.50 civarında, bindiğim minibüsün önünün önündeki araba beşiktaş istikametine devam edebilen son araç oldu. Biz de havanın yağmurlu olmasına aldırmamak zorunda kalarak toplu taşıma aracımızdan inip kendimizi halk halk asfalta attık. Zincirlikuyu'dan Beşiktaş'a yayan inerken 10 metrede bir yağmurluklu polisin kaldırım kenarında nöbet tutması, sık sık da 30-40 tane polisin grup halinde araçlarıyla birlikte beklediği köşeler olması her gün görmediğimiz manzaralar arasındaydı.

ATV binasının önünde geldiğimde polislerin telsizlerinden bir takım konuşmalar yükseldi ve birilerinin yaklaşıyor olduğunu anladım. Birbiri ardına hızla gelen 20-30 arabadan canımızı zor kurtarıp kaldırıma atladık. Pek anlamam ama bana saatte 200 km'le ile gidiyorlarmış gibi geldi. O sırada orada olan bir muhabire sorduğumda bu konvoyun bakanın olduğunu öğrendim. Yanlış Obama alarmıydı.

Bir saatlik ıslak, zevkli ve polisin 'bekleme yapmayın' 'hızlı fotoğraf çek' ve hatta 'fotoğraf çekmek yasak' gibi uyarılarıyla çeşitlenen yürüyüşün sonunda Conrad Oteli'nin karşısındayken hiç beklemediğim anda olan oldu. O-b-a-m-a ve pek kalabalık konvoyu Barbaros Bulvarı'ndan belki 60 km hızla süzülmeye başladılar. Yaklaşık 200 araçlık konvoyun içinde bol bol polis arabası, sivil araçlar, cipler, ambulanslar, minibüs ve otobüsler, 'doblo'lar, FBI minibüsleri ve tabi ki ikiz zırhlı limuzinler vardı. Hepsinin ortak noktası ise tepelerinde kırmızı ve mavi ışıkların yanıp sönmesiydi. Yukardan takip eden arama ışıklı helikopterleri unutmayalım. It was pretty awesome. Burdan buyrun:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder